26 Nisan 2009 Pazar

OSMANLILARDA DÂRU'L-HADİS OKULLARI

OSMANLILARDA DÂRU'L-HADİS OKULLARI
DÂRU'L-HADİS"Yer mekân ev" gibi anlamlara gelen "dâr" ile "hadis" kelimelerinden meydana gelen "Dâru'l-hadis" Hz. Peygamber'in söz fiil ve takrirlerinden ibaret olan hadis tedris ve tedkiklerinin yapildigi yer demektir. Bunun içindir ki bu müesseselere "dâru's-sünne" "dâru's-sünneti'n-nebeviye" veya "dâru's-sünneti'l-Muhammediye" gibi isimler de verilmistir.Hz. Peygamber'in vahyin ilk yillarinda Mekke'de ilk dersleri verdigi Erkam b. Ebu'l-Erkam'in evi "ilk dâru'l-kurra" olarak kabul edilebilecegi gibi ilk "dâru'l-hadis" olarak da kabul edilebilir.Islâm tarihi boyunca mescidlerde degisik ilimlerin okutuldugu meclislerin kuruldugu bilinmektedir.Fakat zamanla bilhassa hadis ögrenimi için mescidler çok önemli görevler yüklendiler. Genel olarak hadislerin müzakere edilip yazdirildigi meclislere "meclisü'l-ilm" veya "meclisü'l-imlâ" denirdi. Bu meclislere talebenin hocanin etrafinda toplanmasindan dolayi Hz. Peygamber döneminden itibaren "halaka" da denilmistir.Dâru'l-hadis adi ile ilk defa müstakil bir ögretim müessesesi Haleb Atabeklerinden Nureddin Mahmud b. Zengi (541-569 / 1146-1174) tarafindan Sam (Dimask)'da açilmistir. Bu dâru'l-hadis kurucusuna nisbetle "en-Nuriye" diye adlandirilmistir. Bu müessese büyük muhaddis ve tarihçi Ibn Asakir (öl. 571 / 1175) adina yaptirilmistir. Bunlarin ikincisi Musul'da açilmis olup bunlari takiben Eyyubîler'den el-Melikü'l-Kâmil "el-Medresetu'l-Kâmiliyye" (622/1225)'yi el-Melikü'l-Esref de Sam'da "el-Medresetu'l-Esrefiyye'yi tesis ettiler. Yine bu siralarda Seyfeddin Mahmud b. Urve (öl. 620/1223) adina "Dâru'l-Hadis-i Urviyye"nin Sam'da (Dimask) Ümeyye Câmii dâhilinde açildigini ögrenmekteyiz. Bu ilk dönemden sonra pek çok yerde benzer isimle ögretim müesseselerinin açildigi görülmektedir. Nitekim Osmanli öncesi Anadolu sehirlerinde de bu gaye ile kurulmus ihtisas medreselerine tesadüf edilmektedir. Anadolu Selçuklu Devleti'nin meshur veziri Sâhib Atâ Konya'da Ince Minare Dâru'l-hadisi'ni Ilhanli veziri Semseddin Cüveynî Sivas'ta Çifte Minare Dâru'l-Hadisi (670/1271-72)'ni kurmuslardi.Öyle anlasiliyor ki Osmanli öncesinde de Dâru'l-hadis hocaliginin payesi en yüksek payelerden biridir. Burada hocalik yapabilecek olanlarin hadis ilminde en üst seviyede bir bilgiye sahip olmasi gerektigi gibi rivayet ve dirayet ilmini en iyi bilenlerden olmalidir.Dâru'l-hadis gelenegini devam ettiren Osmanlilar da hadis ilminin egitim ve ögretimi için ayni isimle müstakil eserler kurdular. Osmanlilar döneminde ilk dâru'l-hadisin Sultan I. Murad döneminde Çandarli Hayreddin Pasa tarafindan iznik'te yaptirildigi bilinmektedir. Ancak bu eserden günümüze hiç bir iz kalmamistir. Bundan baska Bursa'da Kale içinde Yerkapi yakinindaki dâru'l-hadis sahasindan bahsedilmis olmasi bu bölgede de daha devletin kurulus döneminde bir dâru'l-hadis yapildigini düsünmemize imkân vermektedir. Bununla beraber ilk devir Osmanli dâru'l-hadislerinin en meshuru Sultan II. Murad tarafindan Edirne'de Tunca nehrinin kenarinda 1435 senesi Nisan'inda yaptirilan dâru'l-hadistir. Bu dâru'l-hadis Osmanli medrese teskilâtinda bir dönüm noktasi olarak görülmektedir. Bugün binasindan hiçbir iz kalmayan bu dâru'l-hadisin ilk müderrisi Fahreddin-i Acemî'dir. Tabakat kitaplarinin verdigi bilgiler isiginda bu medresenin baslangicindan XVIII. yüzyila kadar olan müderris kadrosunu tesbit etmek mümkündür. Fâtih Sultan Mehmed'in Istanbul'u fethinden sonra burada yaptirilan Fatih külliyesi bünyesinde dâru'l-hadis bulunmadigina daha önce temas edilmisti. Muhtemelen Fâtih babasi Sultan II. Murad'in Edirne'de yaptirip ve yüksek bir pâye verdigi Dâru'l-Hadis Medresesi'ni ikinci plana düsürmemek için Istanbul'da kurdugu külliyesinde dâru'l-hadise yer vermemistir. Nitekim bu devirde Edirne Dâru'l-hadisi ile Fatih Semâniye Medreseleri'nin müderrisleri ayni pâyeye sahip olup her ikisi de günde (yevmiye) 50 akça aliyordu. Gerçekten Fâtih Sultan Mehmed daha sonra kendisine hoca ve vezir edinecegi Sinan Pasa'yi Edirne Dâru'l-hadisi'ne müderris tayin etmisti. Bundan sonra gerek bizzat Fâtih gerekse ondan sonra gelen Osmanli Padisahlari'nin zamanlarinda birçok Dâru'l-hadis yaptirilmistir. Böylece sayilarinda büyük bir artis görülen dâru'l-hadisler bânilerinin isimleri ile zikredilmeye baslanir. Nitekim Istanbul'daki ilk dâru'l-hadisin Kanunî tarafindan açilmis olmasindan dolayi "Süleymaniye Dâru'l-hadisi" adini aldigini biliyoruz. Dâru'l-hadislerin bu artisi Osmanli ülkesinin her tarafina yayilmis bulunuyordu. Sadece Istanbul'da hicrî 1300 (miladî 1882) senesinde yapilan nüfus sayimi için bastirilan istatistige göre Istanbul'da bulunan dâru'l-hadislerin isim ve sayilarini ögrenebiliyoruz. Buna göre belirtilen senede Istanbul'da mevcud olan ve faaliyetlerine devam eden dâru'l-hadisler sunlardir: Haci Besir Aga (Eyyup'te Baba Haydar) Izzet Efendi (Sultan Selim'de Çiragi Hamza) Misli Ali Efendi (Otlukçu Yokusu) Hulusi Efendi (Otlukçu Yokusu) Bosnevî (Horhor) Baba Mahmud Bekir Aga (Sehzâdebasi) Papaz-zâde (Koska) Damad Ibrahim Pasa (Sehzâdebasi) Hasan Aga (Kalender-hâne) Süleymaniye (Tiryaki Çarsisi) ve Süleymaniye (Dökmeciler). Burada hemen sunu de belirtelim ki Istanbul medreseleri arasinda baslangiçta dâru'l-hadis iken sonradan terk edilenler bulundugu gibi baslangiçta dâru'l-hadis olmayip sonradan dâru'l-hadis haline getirilenler de vardir.Osmanli dâru'l-hadislerinde hadis ve ilimlerinden baska tefsir gibi diger Islâmî ilimlerin de okutuldugu anlasilmaktadir. Hadisten Buharî Müslim Mesarik gibi muteber eser ve serhleri okutulurdu. Bu medreselerde ders okutan müderrislere "Muhaddis" denirdi. Buralara ögrenci olarak girebilmek için genel egitim veren medreseleri ikmâl etmek gerekirdi. Dâru'l-hadisler de kendi aralarinda çesitli seviye ve kademelere ayrilirlardi.Burada sunu da belirtmek gerekir ki Osmanli dâru'l-hadislerinde okutulan hadis baska bir ifadeyle ders kitaplari meselesi kesin olarak açikliga kavusturulmus degildir. Biraz önce ders kitaplarindan bahs ederken okutulduklarini söyledigimiz kitaplar daha ziyade Süleymaniye Külliyesi Vakfiyesi'nin dâru'l-hadisle ilgili bölümünde müderrisin vasiflari sayilirken bazi kelimelerin birer sifat mi yoksa bu isimleri tasiyan Mesabih ve Mesarik gibi hadis kitaplarinin isimlerini tasiyan eserlere mi ait oldugu kesin olarak anlasilamamaktadir. Biraz önce temas edilen Buharî ve Müslim bir tarafa birakilacak olursa herhalde hadisten okunacak kitaplar vakif sahibi tarafindan degil müderrisin kendi arzusu istikametinde olmustur.Mimarî yönden genel medreselerden farkli olmayan dâru'l-hadisler halkin egitilmesinde birlik ve beraberligin saglanmasinda hizmet veren egitim müesseselerinden biri olmuslardir. Gerek kurulus döneminde gerekse duraklama ve gerileme dönemlerinde büyük hizmetler görmüslerdi.alıntı

Hiç yorum yok: